ANNE – BABALAR ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNE NASIL YARDIMCI OLMALIDIR?

ANNE – BABALAR ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNE NASIL YARDIMCI OLMALIDIR?

Çocuklarının gelişimine yardımcı olmak, her anne-babanın en önde gelen görevlerinden birisidir. Bundan hiç kimsenin şüphesi yoktur. Ancak, bu önemli görevi yerine getirirken anne-babaların dikkatli olmaları gereken hayati öneme sahip bir nokta vardır ki, o da zorluklar karşısında takındıkları tavırdır. Zorluklardan maksadımız kendilerinin karşılaştığı zorluklar değil, çocuklarının karşılaştığı zorluklardır.

Çocuklarının karşılaştığı zorluklardan her birinin, eğer doğru yönetilebilirse, çocukları için harika birer gelişim fırsatı olduğunu anne-babalar kesinlikle unutmamalıdır.

Evet, her zorluk ve sıkıntı aslında gelişim ve öğrenme adına birer fırsattır. Bu fırsatlardan her anne-baba yeterince faydalanmalıdır. İyi ama bu nasıl olacak sorusuna kısaca şöyle cevap verebiliriz: Anne-babalar, çocuklarının karşılaştığı sorunları, çocukları adına kendileri çözmeyecekler. Sorunları çözmede sadece çocuklarına yardımcı olacaklar. Yani, sorunun çözümü ya da zorluğun ortadan kaldırılması adına gerekli ortamı hazırlayacaklar ve çocuklarının ihtiyaç duyduğu desteği kendileri için temin edecekler. Anne-babaların yapmaları gereken yalnızca bu.

Elbette ki, bu durum kolay olmayacak. Bazı zorluklar karşısında çocuklarımız, sıkılacak, yorulacak, terleyecek ama bunların hepsi çocuklarımızın iyiliği ve yetişmesi için olacak. Her problemi çözdüğünde çocuğumuz yeni bir şey öğrenecek. Her zorluğu yendiğinde çocuğumuzun kendine olan güven ve inancı biraz daha artacak. Bu kazanımlar da onun iler ki yaşamında; kendi imkân ve kabiliyetlerinin farkında olan, sıkıntılar karşısında pes etmeyen ve öz güvenine sahip bir şahsiyet olmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Ben sözü daha fazla uzatmadan, her okuduğumda ayrı bir zevk alıp kendi adıma yeni dersler çıkardığım güzel bir öyküyle sizi baş başa bırakmak istiyorum.

Kozadaki Kelebek

Genç Harun, üniversite giriş sınavını kazanıp İstanbul’a gittikten sonra neredeyse yaklaşık dört yıldan beri köyünü istediği gibi gezememişti. Bayramlarda anne-baba ve akrabalarını kısa süreli de olsa görmüştü ama şöyle içinden geldiği gibi kırlarda gezip dolaşamamıştı. Ama bu sefer kararlıydı, köyünü ziyaret edecek ve kırlarda gönlünce dolaşacaktı. Final sınavlarından sonra doğruca köyünün yolunu tuttu ve tabiatın eşsiz güzellikleri arasında yürümeye başladı.

Ağaçlar, çiçekler, kuşlar, kelebekler kısacası tabiattaki her şey harikaydı. Bu güzellikler içerisinde genç Harun, saatlerdir yürüdüğünün farkına varmadı. Su içmek için bir çeşmenin başına oturduğunda fazlasıyla yorulduğunu hisseti. Tam bu esnada, yanındaki otlardan birinde küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı, ha açılacak gibiydi.

Genç Harun, bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin etti. Böyle bir fırsatın kolay kolay ele geçmeyeceğini düşünerek, bu durumla karşılaştığı için Allah’a şükretti. Dakikalar dakikaları kovalar, saatler geçmeye başladı, ancak kelebeğin o küçük bedeni bir türlü dışarıya çıkamadı.

Sanki kelebek, dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibiydi. Kelebeğin elinden geleni yaptığını ama bir türlü dışarı çıkamadığını düşünen genç Harun, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Cebinden çıkardığı çakıyla, son derece titiz ve itinalı bir şekilde kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bu sayede kelebek bir iki dakika içerisinde kolayca dışarı çıktı.

Ama durum hiç de Harun’un hayal ettiği gibi olmadı. Kozadan dışarı çıkan kelebeğin kanatları buruş buruştu ve bedeni de kupkuruydu. Kelebek yerde bir müddet debelendi ve daha sonra hareketsiz şekilde bulunduğu yerde kala kaldı.

Genç Harun’un bütün iyiliğine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey şuydu: Kozanın kısıtlayıcılığı ve buna karşı kelebeğin daracık delikten dışarı çıkmak için göstermesi gereken çaba, kelebeğin uçuşu için gerekli olan şeylerdi. Yüce yaratıcının, kelebeğin bedenindeki sıvıyı kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda kelebeğin uçmasını sağlamak için seçtiği yol buydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde, hayat boyu unutamayacağı dersi de öğrenmişti genç adam: Bazen, hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çaba ve gayrettir. Harcadığımız çaba ve gayret sayesinde sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelebiliriz. Üstesinden geldiğimiz zorluk ve sıkıntılar bizi yetiştirir, olgunlaştırır. Ve bize yaşama gücü ve imkânı sağlar. Aynen kelebeğin kozadan çıkma serüveninde olduğu gibi…

Evet, değerli anne-babalar çocuklarımızın karşılaştığı zorluk ve sıkıntıları, onların gelişimi için ele geçen önemli fırsatlar olarak görmeli ve bu bakış açısıyla onlara yardımcı olmalıyız. Onların yerine problemi çözmemeli; onlara nasıl problem çözüleceğini öğretmeliyiz.

“Fakire her gün balık vereceğine, ona nasıl balık tutulacağını öğret.” cümlesini de bu perspektiften değerlendirebiliriz. Hazıra alışan kişi, mücadeleyi sevmez. Çünkü bilir ki, ne olursa olsun ihtiyaç duyduğu şey zaten kendisine gelecektir. Bundan dolayı iş güç sahibi olmaya da hiç niyetlenmez. Ve sürekli fakir/ihtiyaç sahibi olmaya devam eder.

Çocuklar da sürekli olarak, hiç emek sarf etmeden, zorluk ve sıkıntıların başkaları tarafından giderildiğini görürlerse rahata ve tembelliğe alışırlar. Neticede çevreden gelecek yardım beklentisiyle mücadele etmekten kaçınırlar. Bu da onların eğitim ve gelişimini son derece olumsuz etkiler.

 Yrd. Doç. Dr. Ahmet AVCI “Kendimizi ve çoçuklarımızı nasıl yetiştirelim?”